ozgurbutuner.sitemynet.com
1582169327a4d545a10305f4p.jpg

Anasayfam
Yeni Hikaye Mayıs 2008
Yeni Hikaye Nisan 08
Yeni Hikaye Mart 08
Yeni Hikaye Şubat 08
Amasyada Öğrencilerimle
Çanakkale
10 Kasım Oratoryo
Hikaye
Tiyatro
Şiirlerim
Denemeler
Yeni Foto
Amasya Yılları
ATATÜRK
Güzel Sözler

Çanakkale


HAZIRLAYAN: ÖZGÜR BÜTÜNER

ÇANAKKALE ORATORYO

Oratoryo içerisinde söylenen türküler

Anam Ağlar
Anam
Yar Nere Gidem
Hasretinden Yandı Gönlüm
Koçaklama
Eledim Eledim
Yiğidim Aslanım Burada Yatıyor
Bu Gün Dost Yaralanmış
İki Büyük Nimetim Var
Muş Türküsü
Uyandırın Anamı
Sarı Saçlım Mavi Gözlüm
Çanakkale Türküsü


Oratoryonun açılışı “Vakti Seherde Açılır Perde” türküsü ile yapılacak.

SENARYO

(Kişiler yerlerini teker teker alırlar. Daha sonra aşağıdaki şiir ortaya çıkan kişiler tarafından okunur.)

DÜŞMEZ BU SANCAK

E-1: Ya istiklal ya ölüm; parolasıyla çıktık yola;
Gözümüzü kırpmadık, vermedik asla mola.

E-2: Tüfeğe koyacak mermimiz yokken bile,
Boyun eğmedik,eğmeyeceğiz kadere.

HEP BERABER: Yıldırım olduk, yağdık düşman mevzilerine,
Teslim etmedik canım toprakları düşman eline

E-3: Biz varken düşer mi bu sancak?

E-4: Düşmez; dedi asker;kan akacak....

E-5: Aktı kan, hem de köpük köpük, sel gibi,
Estik düşman üstüne, yıktık evini yel gibi.

E-6: Sen üzülme anam, bacım, eğme boynunu,
Bozduk kahpe düşmanın yalan oyununu.

E-7: Anladı,gördü ki kolay ele geçmeyecek bu vatan,
Yer bulamadı kurşun sağanağından kaçan.
E-8: Gitti düştü denize, gelmeyecek bir daha,
Gidenler dönmeyebilir, ölmeyecek ama.

E-9: Eğme boynunu anam, bacım sen üzülme,
Gözlerini sil,kin dolmasın yüreğine.

E-10: Bak bizler varız, oğullarınız, askerler.

E-11: Düşman kaçtı gelir mi, hayır, gelmeyecekler.

HER BERABER: Vatan sağ olsun, bu uğurda akan kan sağ olsun,
Gam etme yüreğine anam,can sağ olsun.

(Özgür BÜTÜNER)

(Şiiri okuyan kişi yerine geçer ve erkek sözü alır)


E-12: ÇANAKKALE DESTANI

Yıl 1915’indeyiz Mart’ın.
Bir dünya çullanmış üzerime
Topuyla tüfeğiyle,
Tayyare ve zırhlılarıyla
Bir dünya çullanmış üzerimize.
Ne çıkar bundan,
Türk olarak doğmuşuz bir kere,
İstersek felek,
Her türlü cefasını toplasın gelsin;
Biziz cefaları sürecek yere...
(Fahri ERSAVAŞ)

K-1: Havada bir ses oy... diye dolanır.
Dolanır yürekten yüreğe nice sorgu
Sorular bulanık ,cevaplar dumanlıdır
Adı can sıkıntısıdır, canda burgu burgu.

ERKEK KONUŞMACI: Düşman kuvvetleri Birinci Dünya Savaşından galip çıkmanın verdiği güvenceyle topraklarımıza saldırdı. Anadolu’m yas içindeydi. Kadınım, kızım, dedem beddualar yağdırıyordu amansız düşmana. Halk bitkin ve yoksul düşmüştü. Umutlar bir bilinmeze bağlanmış, yarınlar karanlık görünüyordu.

E-1: Nesini söyleyim canım efendim,
Gayri düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz,
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim.
Benim bu gidişe aklım ermiyor
Fukara halini kimse sormuyor,
Padişah sikkesi selam vermiyor (Şarkışlalı Serdari)
K-1: Kefensiz kalacak ölümüz bizim.
Bir dert işlemiş vatanın gönlüne.
Gönüller kor kor,
Dudaklar susuz.
Dönmüyor feleğin kanadı,
Yoruldu, durdu, kırıldı.
Yürek bir al kanat olmak ister,
Şöyle aldan al bir kanat,
Vursun düşmanın yüzüne,
Gözüne, dizine;
Pişman ediversin bir anda
Ulaştığı için gündüzüme...

BAYAN KONUŞMACI: Halk bitkindir ama çaresiz değildir. Çarenin mücadeleden geçtiğini bilir. Her şeyini vermiştir toprağa, bir canı kalmıştır vereceği. Onu da helal eder vatan uğruna. Bilir ki toprağı vatan kılacak şey onun uğruna savaşmak ve kanını gözünü kırpmadan akıtmaktır.

E-2: Ağaç kökü toprağa indikçe gür ve ulu,
Yiğit yüreği dağa taşa sindikçe hür ve mutlu,
İnsan dolu dizgin inanıp sevdikçe umutlu,
Canım kurban insanına, taşına, toprağına.
( Sıtkı YIRCALI)

K-3: Yabancı askerler geliyordu,
Kan istiyordu savaş canavarı.
Tümen tümen, ordu ordu...
Ve kabusların enkazından
Bir kırmızı gül,
Boynunu bükmüş yolunurken
Bir kapkara baykuş ötüyordu.

ERKEK KONUŞMACI: Zaferdir tek istenilen. Nasıl olacaktır, bunu kimse bilmez ama bilinen tek şey vardır: O da Türk’ün mücadele gücüdür.

E-3: Anamın ak sütü zafer kokar.
Yıllarca sanki süzülüp sinmiş,
Zafer yaylasından kopup inmiş
Soydan soya, boydan boya
Akar....

YAŞLI ADAM: Kaldırın sancağı, zafer bizim,
Öpülesi toprak, kanlı beşik...,
Uğrunda göğüsler delik deşik,
Yaşayan, uyuyan, yatan bizim.

E-4: Söyle yurdum söyle, ne dilersin?
Göğsüne çizilmiş yol alayım,
Ulu bir ormanda dal olayım,
Destanlar boyunca çiçekler versin.

BAYAN KONUŞMACI: Nice gidip gelmeyenlere dayanmış yürekler yine bir bekleyiş içine girecektir. Anadolu insanının dilinde acılı bir ağıt olmuştur bekleyiş. Sonsuza akıp giden günler boyunca bu nağmeler kulaklarda yer etmiştir.

ERKEK KONUŞMACI: Artık savaş çığlıkları atılmaya başlamış, planlar galibiyet üzerine kurulmuştu. “Çanakkale Geçilmez” dedirtmek için herkes her şeyini feda etmeye hazırdı. Bunu bilen kumandanlar emirler yağdırıyordu dört bir tarafa.

E-5: Özeti sözlerimin Anadolu askeri,
Bir çizgi değildir vatan,
Bir geniş, sonsuz alan
Yaşantımızın düzeyini kapsayan.
Çizgiler yiter
Ve başlar toprağı vatan yapan.
Halk balının çiçek olanı!
Sözlerim sizedir vatandaş askerler,
Durabildiğiniz yerde
Dayanacaksınız yeniden,
Kanınızla ıslatacaksınız
Direndiğiniz toprak parçasını.
Bir avuç topraktır Türkiye
Umudu, kurtuluşu türküleriyle
(Ceyhun Arif Kansu)

E-6: Bir bora,bir fırtına esmiş,
Sönmüş ışıkları Anadolu’mun;
Giysiler kara, düşler kapkara,
Yollar dikenli çalılık,
Gözyaşı yüreklerde pınar,
Ağır ağır çıkıyor soluğum.
Tükenmiş mi dersin Anadolu’m?
Ateşler içinde sıcak,
Ölümün kucağında bitkin.
(H.İbrahim Sarıkaya)

ERKEK KONUŞMACI:Daha Sarıkamış’ın yaraları sağalmadan, yüreklerde ateşi soğumadan,Balkan’ın yüzkaralığı yüzümüzden akmadan yine cepheler açılmış, bu acılan cephelere eli silah tutanlar alınmaya başlanmıştı.Ateş düşmedik ocak bırakmayan seferberlik,memleketin her köşesinden yiğitleri istiyordu.

FERFECİR-SEDA
Kışlalar doldu bugün,
Analar, babalar saldı bugün,
Gel, kardaş gel, görüşsek ...
Ayrılık oldu bugün,
Zalımın elinden aman...


(Sahnede bulunan erkeklerin bir kısmı birbirlerine sarılarak helallik diler ve vedalaşırlar. Bir başka grupta ise erkek, ana babasının elini öper, çocuğu ile vedalaşır. Herkeste hüzünlü bir hava vardır.)

BAYAN KONUŞMACI: Gözü yaşlı duacı analarla sabırlı yavuklular kaldı geride. Ardından bir maşrapa su döktükleri yiğitleri için yanaklarından süzülen gözyaşlarını yazmasının ucundaki gül oyalarını sildiler. Kadınlar su döküp ıslattıkları kapı önlerini gözyaşlarıyla suladılar. Bekleyiş derde dönüştü.

ERKEK KONUŞMACI: Anasından, yavuklusundan , gül bebesinden ayrılan nice aslan parçası, doğduğu topraklarda, nice kahramanların doğacağı topraklara doğru yol almaya başlamıştı. Bir amansız çekişmenin tam kucağına gözünü kırpmadan atılan saf yürekler, geriye dönmenin hayalini bile kuramadan süngülerin gölgesinden, kan ve barut kokusuna boyanmış toprağın koynunda buldular kendilerini. Bir düşü gerçekleştirmenin olasılığını yaşamakta,yaşamı güzelleştirme azmiyle atıldılar. Siperlere onurlu mücadelelere giderek hayatı onurlu kıldılar kendilerine.
Düşmanın rezil ayaklarının altında izleyen şehit toprağını azaptan kurtarmak için alttılar kendilerini kancık pusularının önüne. Büyük bir destanın sayfalarına kendi al kanlarından bir destan yazdılar.

E-7: Yağmur vurdu, yağış vurdu, sel vurdu:
Dört duvara dört demirden el vurdu,
Bir Allah’tan utanmayan kul vurdu.
Gerçek miydi,rüyamıydı gördüğüm,
Yer yarıldı yollar oldu kördüğüm,
Çırptım kendimi çözüldü düğüm.
Aldım duasını bir yüce dağın,
Çıktım tepesine yedi kat göğün,
Bir gül bahçesinde başladı düğün.
(Yusuf Dursun)

BAYAN KONUŞMACI: Verdiği lokmanın,içirdiği suyun hakkını isteyenlere hakkını en güzeliyle verdiler. Yüreğini taş eyleyen kadıncıklar, gözleri yollarda umutlu sabahlarını bekler oldular sabahsız gecelerde.

(Bir erkek ve kadın ortaya doğru gelir.)

E-8: Yine düşman salmış kendini azız topraklara. Durmak yaraşmaz bize kadınım. Şanımızı devam ettirecek olan nice evlatlara miras bırakmak bize düşmüştür. Günlü bir,fikri bir, imanı bir kardaşlarımla omuz omuza mücadele bize düşmüştür. Sen gam etmeyesin sakın yüreğine. Gelir geçer, her şey olacağına varır. Su akan yatağını büker kadınım. Bizim yaptığımız yatağımızı bulmaktır. Ha bugün ha yarın kara toprak soracaktır bizi de. Bu yol bilinmez bir çeşit yoldur. Gidişi olan, gelişi olmayan bir yol alabilir. Anam kadar hakkın var üzerimde, hakkını helal et.

(Erkek bunları söyler ve şu dörtlüğü okuyarak çıkar)

E-8: Neden her yer karanlıktır,
Neredesin ey aydınlık!
Bu bulutlar neden kara,
Dökülmüşler sokaklara.


(Erkek çıktıktan sonra)

K-4: Bir kara yazgıdır bu bize,
Işık vurmaz oldu günümüze,
Lokma girmeyen evimize
Düşmanın kara botumu girecektir?

Yok yok aslanım, gitmelidir,gitmeli
O zalimlere mutlak haddini bildirmeli,
Ya şehit olunmalı, ya da gazi bilinmeli
Topraktan bu lekenin izi silinmeli.

Biz basarız yüreğimize taşı
Sen yanına al dostu,kardaşı,
Söyle ey Hakkın ulu yoldaşı
Dönmesen de gam tutmak olmaz bize.

Sen düşsen de kara toprağa
Derman olursun bu aman yaraya,
Elimiz varmaz bizim asla karaya
Al yeşil bağlamak yakışır bize.
(Özgür BÜTÜNER)

ERKEK KONUŞMACI: Kahraman evlatlar yetiştiren Anadolu kadını bu sözlerle uğurladı erlerini cepheye. Yüreğine taş basarak cana doymayan toprağa can emanet ettiler. Onlar da bilmekteydi ki,bu gidişin dönüşü zor alacaktı. Ama vatan her şeyden azizdi. Vatan olmadan namus olmayacağını biliyor.”Bir atımlık kurşun gibidir hayat” dediler ve gittiler.

K-5: Şehitler geri dönmez
Tren pencerelerinde sallanmaz elleri,
Mezarsız kalınır dünce seferlerinde
Şehitler kurşun delikle haki ceketlerdir.
Demir künyelerdir sarı paketlerde,
Saydam bir çiçektir
Gün sonu başlayan özlem.






(HEPBERABER)

İSTİKLAL TÜRKÜSÜ

Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın,
Yurdumuza göz diken al kanlara boyansın,
Ya ben ya onlar diyenler silahına dayansın.
Türk oğludur bu millet
Türkündür bu memleket.
Düşman gözü tutamaz yanar dağlar başını,
Bağrımızda saklarız vatanın her taşını,
Yurdumuza ya bakan döker gözyaşını.
Türk oğludur bu millet
Türkündür bu memleket
Can veririz her zaman hürriyetin yoluna,
Ya gazi ya şehitlik, ne devlettir
Ata emanet etmiş namusunu oğluna.
Türk oğludur bu millet
Türkündür bu memleket,
Bize Türk oğlu derler
Hep bizimdir bu yerler. (Hüseyin Suat)

BAYAN KONUŞMACI: Tarlada kaldıracak hasat yoktur Anadolu’nun topraklarında. Ancak topraktan söküp atılacak, ortadan kaldırılacak düşmanlar vardır. Bu işi yapacak çok yiğit çıkmıştır bu topraklardan.

(Biri çıkar)

E-9:
Ben bir Türk’üm; dinim,cinsim uludur,
Sinem, özüm, ateş ile doludur,
İnsan olan vatanının kuludur,
Türk evladı evde durmaz giderim.

(Bir başkası)

E-10: Bu topraklar evladımın ocağı;
Evim köyüm hep bu yerin bucağı,
İşte vatan! İşte Tanrı kucağı.
Ata yurdun evlat durmaz,giderim.

(Bir başkası)

E-11: Tanrı şahit duracağım sözümde,
Milletimin sevgileri özümde,
Vatanımdan başka şey yok gözümde.
Yer yatağın düşman almaz,giderim.


(Bir başkası)

E-12: Ak gömlekle göz yaşımı silerim,
Kara taşla bıçağımı bilerim,
Vatanım için yücelikler dilerim.
Bu dünyada kimse kalmaz,giderim.

(Mehmet Emin Yurdakul)

(Şiiri okuyan kişi yerini alır ve sırayla yan yana dururlar. Şiirin tamamı bittikten sonra ise hepsi birlikte çıkışa yönelirler.)


K-6: Bir ucunda seher vakti bülbüller öterken,öte kıyısında koyu uykuların gafletle soldurduğu bu memleket benim memleketim. Şehidimin kanı gelinime kına olmuş, baharlara vuslat, kalplerde türkü olmuş,nakış olmuş. Gün olmuş,harman olmuş,rüzgarları devlere yoldaş,mertler nurlara yoldaş olmuş. İşte burası benim memleketim.

E-1:

Yılların yücesinde şöyle bir seyran edelim;
Bir avuç toprağıma çöreklenmek için
Yürümüş selamsız sabahsız,
Destursuz girmiş memleketime
Yedi çeşit frank askeri.
Uğursuz bir hava çökmüş
Üstüne memleketimin.
Uğursuz bir karanlık...
Çocuklar gülmemiş artık,
Sessiz sessiz ağlamış analar,
Oduna giderken vurulmuş
Ve yahut harman yerinde
Avuçları buğday kokan delikanlılar.
Yalvarmış ihtiyarlar Allah’a
- Rivayet şöyledir ki -dumanlı bir güz akşamı
Şu mor dağlar efendim,
Destan demişte yürümüş
Silkinip kalkmış ayağa.

K-7: Yaşamaz ölümü göze almayan
Zafer göz yummadan koşana gider
Bayrağa kanın alı çalmayan
Gözyaşı boşana boşana gider!
Kazanmak istersen sen de zafer:
Gürleyen seslerle doldur gökleri
Zafer dedikleri kahraman peri
Şu sondan kaçarda coşana gider.


K-2: Bu yolda herkes bir ay delikanlı
Diriler şerefli ölüler şanlı
Yurt için dövüşen başı dumanlı
Her zaman bu şandan o şana gider.

ERKEK KONUŞMACI: Cepheden haberler gelir baba ocaklarına. Bu haber kara haberdir ana yüreğine. Bu haberler düğün haberidir vatansevere.

E-2: Bizlere silah verdin,çantayı verdin.
Gülüşe oynaya cepheye girdik
Bu gece buyrukla ateşe girdik
Yalvardı sabahlar olmasın anam

E-3: Gurbette ölürsem adımı anma
Ayrılık adıyla hiç bana yanma.
Şehittir evladın bir ölü sanma
Gözlerin yaşlarla dolmasın anam!

E-4: Kalkıp kuşlarla her seher seher,
Bana bir fatiha okursan eğer,
Bu büyük armağan ruhuma değer,
Ellerin saçını yolmasın anam!
(Hikmet Recep)

E-5: İZMİR YOLLARINDAN SON MEKTUP

Ey genç gecelerinde
Beşiğimi bekleyen!
Ediyorum emanet
Seni Anadolu’ya
Sütünden ekmeğinden
Ne verdinse helal et!
Söyle Hacer’e, o da
Hakkını helal etsin;
Gönülcüğü dilerse
Başkalarına gitsin.
Ben ermeden murada
Ecel kırdı kolumu;
Artık beyhude yere
Beklemişin yolumu.
O ne anne, o güzel
Gözlerinden akan ne?
Geri dönmedim diye
Ağlıyor musun anne!

(Kemalettin Kamu)



K-3: Gönül verdim bir yiğide
Gitti de dönmüyor evine
Haber salmış,isterse varsın birine,
Dilleri kurumadı mı acep bu sözlere
Neylerim ben bundan sonra yaşamı
Neylerim kınayı,davulu aşı!...

E-6: Yıl 1915
Kendine gel biraz
Pek tekin değildir Çanakkale’nin suyu,
Geçilmez bu boğaz...
Bizi
Ne topun yıldırır,
Ne kurşunun
Çünkü artık
Başladı cengimiz
Er meydanında bulunmaz dengimiz.

(Fahri ERSAVAŞ)

K-4: Çok muydu kahrından çatlasa taşlar
Kırılan onurlar eğilen başlar...
Cevapsız sorular, bunca hesap
Şaşkın uygarlığa ebetteki bir gün sorular
Bu ne sahneydi,ne zalim bir oyun?
Be ne haince dekordu?

K-5: Şu dünyada var mıdır doğurup büyütmekten zor,
Dudaklar susuz kaldı,yürekler kor kor..
Ağlamaktan derman kalmayan gözlerle,
Avutuyoruz kendimizi çaresiz sözlerle.


(Özgür BÜTÜNER)


BAYAN KONUŞMACI: Düşman kuvvetleri,cağın en modern zırhlılarında savaş yerlerini alırlar. Saat 10.30’da sabahın ilk pususu kalkerken tam savaş gemisi Boğaza girer ve bombardıman başlar. Çanakkale bir anda yangın yerine dönmüştür. Gemiler menzile girmediğinden Türk siperleri,sessiz kalır ve yarım saat sessizlik içinde cehennem ateşine katlanır. Gemiler menzile girince ateş karşılıklı hale gelir ve 13.55 sularında bir zırhlı cephaneliğinden aldığı isabetle batar ve sekiz yüz kişilik mürettebatından ancak altmış kadar asker kurtulabilir. İngiliz donanmasının en gözde zırhlısı İnflekxible (Bükülmez), mayın gemisi Nusret’in bir gece önce döşediği mayınlara çarparak korkunç bir patlamayla batar.



E-7: Kıyasıya bir ölüm akılım savaşı başlamıştı. Topla , tüfekle, olmazsa süngüyle,hatta yumrukla... Ya ölecektik, ya da öldürecektik.... Gerilerden bir emir yükseldi ve yankılandı sağır kubbede:

( HEP BERABER )

“ -Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!...”

Gayri bu sesi duyan durur mu yerinde. Atıldık hep beraber düşman üstüne.

ERKEK KONUŞMACI: O andan başlayarak tam sekiz buçuk ay boyunca yaşamlarında daha önce birbirlerini görmemiş bir milyon kadar genç birkaç bin metrekarelik bir arazi üzerinde kıyasıya bir ölüm savaşına giriştiler. Ve bu gençler hayatlarının baharlarını 1915 baharında Çanakkale topraklarına gömdüler.


E-8: Aman Allah’ım, her yer insan ölüleri ile dolu. Ölüler gömülmeden yenilileri geliyor,cesetleri çiğneyerek saldırıyoruz, her saldırıda ölü sayısı biraz daha katlanıyor. Cephede artık siperler, çukurlar, mevziler birbirine karışmış, binlerce insan boğaz boğaza savaşmaya başladı. Artık sadece süngüler konuşuyor, toprağa oluk oluk kan akıyor.


BAYAN KONUŞMACI: Dilleri farklıydı ama aynı çığlıkları atıyor, aynı duaları tekrarlıyor,ölürken aynı sesleri çıkarıyorlardı. Bir asker şöyle anlatıyor o günleri.


E-9: Hala hayattayım ve buna şaşıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse bu savaş bittiğinde çok sevineceğim. Çünkü yanınızdaki arkadaşınızın vurulup-ölmesini görmek bir insanı çıldırtabilir. Dün gece yattığım yer öylesine rahatsızdı ki, bir ölünün sağ bacağını yastık olarak kullanmak zorunda kaldım.

ERKEK KONUŞMACI: Genizleri yakan ölü kokusunu toprağa teslim etmek için geçici bir ateşkes yapılır. Yarımadaya bir ölüm sessizlik çökmüştür. Askerler birbirlerini o sessiz dokuz saatte gördüler ve şaşırdılar. Bir askerden bu durumu dinleyelim.


E-10: Siperler çok sayıda ölü ve yaralıyla doluydu. Ben de bacağımdan yaralıydım, ama o tabloyu görünce kendi yaramı unuttum. Bu insanlara yardım etmek istiyordum. Bizden yada karşı taraftan oluşları artık önemli değildi. O sırada benim gibi bacağından yaralı bir asker yanıma geldi. İşaretle yapmak istediğini anlatmaya çalışıyordu. Hemen harekete geçtik. Can çekişen kurumuş dudaklarına mataralarda kalmış suları damlatmaya başladık. Sonunda dermansız kaldık. İki arkadaş içtenlikle el sıkışarak ayrıldık.
BAYAN KONUŞMACI: Çanakkale’de toplar ölüm kusuyor. Gölgesinde vatan toprağı savunulmaya çalışılıyor, vatan evlatları toprak ananın kara bağrına bir bir düşüyor. Mehmetçik yedi iklimin askeriyle mücadeleden vazgeçmiyor, sağ gelesi toprağa kavuşturuyor ve kendisi de toprağa kanının rengini vererek tarihe mal oluyordu.

E-6: Övün ey , Çanakkale, dünya durdukça övün!
Ömründe göstermedin bir düşmana bir düğün.
Sen bir büyük milletin üşüştüğü yersin!
Başına yüz milletin üşüştüğü yersin!

ERKEK KONUŞMACI: Son taarruz 6 Ağustos gecesi başladı. Generallerin ön safında dövüştüğü, erlerin ellerindeki silahını atıp gırtlak gırtlağa boğuştuğu bir çarpışmaydı. Müttefikler boğazı geçemeyeceklerini anlayınca 1915 Aralığında gizlice çıkıp gittiler. Geriye ağır bir ölü bilançosu kalmıştı: 500 bin . Türkiye en geç beyinlerini 1895’liler kuşağının aydınlarını, 250 bin evladını Gelibolu’nun toprağında yitirdi.

K-7: Sen savaşa girince mızrakla, okla, yayla
Karşına çıktı çelikten bir alayla,
Sen, topun donanmayla, tüfeğin bataryayla,
Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin!

K-1: Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devrinden,
Koştu serin koynuna,çıkar çıkmaz evinden.
Sen onların açtığı bayrağın alevinde,
Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin.

YAŞLI ADAM: Bir destana benziyor senin bugünkü halin,
Okurken duyuyorum sesini ihtilalini.
Övün ey Çanakkale ki, sen Mustafa Kemal’in
Yüz milletle yüz yüze ilk görüştü yersin!

(Faruk Nafız Çamlıbel)

K-2: ÇANAKKALE

Çanakkale’de bir gelincik açar
Gelibolu sırtlarında.
Sabaha karşı
Büyür şarkısı kahramanlığın,
Dalga dalga.

E-11: Çanakkale savaşlarından kalma,
Bir mermi parıldar
Yanı başında
Kim bilir hangi Mehmet’in
Sıcaklığını taşır
Hala..

BAYAN KONUŞMACI: Geride dillere destan olmuş bir mücadele ve asırlarca yankılanacak bir ses kaldı.

(Hep beraber)

”ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”


(Yaşlı Adam, yanına bir çocuk alır.)

YAŞLI ADAM: Bu savaşları biz istemedik oğul. Genç bedenleri kara toprağın kara bağrına düşürmeyi biz istemedik. Anaları gözü yaşlı bırakmayı, genç kızları evsiz bırakmayı, çocukları babasız bırakmayı, biz istemedik. Harp bizim için zorunlu ve kaçınılmaz oldu. Bu cinayeti onlar başlattı. Bu yaman bir dövüştür evlat. Biri gelir senin vatanına göz diker. Ellerindeki almaya çalışır. Sen elbet elini böğrüne saklayıp onları seyre dalacak değilsin ya. Ya ne yapacaksın, yapman gerekeni tabi.

Daha yolunu bilmedikleri memleketlere sürülen gençlere bu yürekler nasıl yandı oğul!Bu topraklardaki savaşlar bir meydan harbi değildir. Bir harekat harbi değildir. Bu savaşlar, bir avuç denebilecek dar topraklar üzerinde binlerce, on binlerce insanın kucak kucağa, boğaz boğaza boğuşmasıdır. Sabahların uzak olduğu günlerdir bu günler. Çok şükür ki alnımızın akıyla çıktık bu savaşlardan.

ÇOCUK: Ben çelikle imanın boğuştuğu bu yerde
Bir şan dolu tarihi çevirdim yaprak yaprak.
Daha iyi anladım niçin başım göklerde
Ve neden geziyorum alnım ak.

İşte yıllarca önce şu şahlanmış yamaca
Alaca karanlıkta çıkan çarpmış başını.
Şarapneller ölümden bir kucak aça aça
Bu diyarın taramış toprağını, taşını.

İşte göğüs göğüse vuruşmadan çekinen
Bir düşmanın açtığı yer altı dehlizleri,
Nihayet gökyüzünden bir bela gibi inen
Mermilerin silinmeyen izleri.

Atatürk’ün tarihe doğru yol gösteren
Erkek sesi burada enginleri aşıyor.
Vatan için, şan için, namus için can veren
Mehmetlerin hayali önümde dolaşıyor.

Ben çelikle imanın boğuştuğu bu yerde
Bir şan dolu tarihi çevirdim yaprak yaprak.
Daha iyi anladım niçin başım göklerde
Ve neden geziyorum alnım ak.
( Süreyya ENDİK)
( ARKA PLANDA ÇANAKALE ŞEHİTLİĞİ YANSITILIR.)


E-12: Anlatır ölümü, ağlatır beni,
Gözlerimde nemdir mezar taşları.
Sükuna ermişti eskiyle yeni,
Hüzünlü bir demdir mezar taşları.

Gönüller terk edip köşkü sarayı
Bir buluşma yeri yapmış orayı.
Geride kalanlar bekler sırayı,
Bir ince alemdir mezar taşları.
( Halil GÖKKAYA)

ERKEK KONUŞMACI: Geriye şairin dizelerinde kanla yazılmış bir destan kaldı.

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâûna de züldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise, hakkıyla sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz.
Sonra melundaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namert eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü tesis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdat inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâbe’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyla,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyla;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, asâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

BAYAN KONUŞMACI: Gözü yaşlı anaların, dermansız babaların, elinin kınası soğumadan cepheye gönderdiklerine göz yaşı döken kızların dilinde bir türkü kalır.

ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ

Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah.
Çanakkale içinde Aynalı Çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğim eyvah

bayrak19rj4gy1bz2dkqm41uz0.gif

ata038.jpg

topcu

cephe12.jpg

kocatepe.jpg

Anasından Hasan Çavuş’a Mektup

Oğlum Hasan, üç aydır ki mektubunu almadım,
Gece, gündüz hayır duanızdan geri kalmadım,
Sen onbaşı olmuş idin, Akşehir’den giderken.
Çavuş oldum diye yazdın, tabur cenge girerken,
Zafer için her cengine yedi hatim adadım.
Allah korusun ocağımda sensin kolum kanadım.
Yaradanım sana nasip ederse şahadet,
Odur kulluk Hakka, vatan millet için ne devlet
İmam dedi; Çanakkale’de ulu sanlı cenk olmuş.
Düşmanların siperleri bastan basa leş dolmuş.
Derelerden, tepelerden seller gibi kan akmış.
Korkak düşman geri kaçmış, toplarını bırakmış,
Sen o kanlı derelerden topladığın sümbülü,
Yolla taksın yavukluna ziynet bulsun kakülü.
Geçen gece ben bu cengin rüyasını görmüştüm.
Sevincimden ağlayarak hayır diye yormuştum.
Plevre’de yatan şehit baban eve gelmişti.
“Hasan Gazi oldu.” Diye bana müjde vermişti.
Sonra gördüm sağ elinde yükselmişti bir bayrak,
Din hasmının kalesine dikilmişti o sancak.
O sancak ki Türklüğün sanlı namus gömleği.
Cana millet bilin anın uğrunda ölmeyi.
Sen düşünme millet bize gözü gibi bakıyor.
Şükür, bolluk, zat, zahire her taraftan akıyor.
Eğer köyde ölen kalan var mı diye sorarsan,
Konu komşu esi dostu hatırlayıp anarsan,
Muhtargilin Ahmet şehit olmuş haber geldi dün.
Köy giyindi kusandı, hep namazgaha gittiler.
O şehidin remmetullah duasını ettiler.
Yeri belli olmak için mezarını kazdılar.
Bir tas dikip Ahmet şehit oldu diye yazdılar.
Kurban kesip hatmi şerif indirdiler, hep ona
Gönderildi onun gökte yatan sanlı ruhuna.
Sen bilirsin yavuklusu kumral saçlı Emine,
Bir al bayrak asmış idi o gün kendi evine.
O güzel kız yeşil örtü örtmüş idi basına.
Bir kurumla oturmuştu, köyün dibek tasına,
Hiç kırmadı ağlamadı sandım onu bir melek,
Onun erlik ocağını söndürmüştü kör felek.
Sürme çekmiş, kına ,ile süslemişti elini,
Olmuş idi telli duvaklı nurlu şehit gelini.
Dedi; Ahmet beni artık ahrette beklesin.
Ben onunum utanmasın beni Hak’tan istesin.
Kaderim bu, şehit olmuş benim sanlı yiğidim,
Kız kalırım varmam ele benim canlı şehidim.


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın