ozgurbutuner.sitemynet.com
1582169327a4d545a10305f4p.jpg

Anasayfam
Yeni Hikaye Mayıs 2008
Yeni Hikaye Nisan 08
Yeni Hikaye Mart 08
Yeni Hikaye Şubat 08
Amasyada Öğrencilerimle
Çanakkale
10 Kasım Oratoryo
Hikaye
Tiyatro
Şiirlerim
Denemeler
Yeni Foto
Amasya Yılları
ATATÜRK
Güzel Sözler

Yeni Hikaye Mart 08


UMUT DERYASINDA YİTİK HAYALLER

Köylerinin en güzel yeri miydi yoksa ona mı öyle gelirdi, bunu tam bilmiyordu; ama orada geçirdiği günlerini düşününce kendisinin haklı olduğunu düşünürdü hep. Orada bazen dedesi ona güzel hikâyeler anlatır bazen de arkadaşlarıyla oyunlar oynardı. En çok adını bile duymadığı şehirlere ait hikâyeler dinlemek hoşuna giderdi. Başkaları da anlatırdı; ama dedesinin anlattıkları daha da güzeldi. Bir defasında dedesi ona Osmanlı'nın donanmalarını ve yaptığı savaşları anlatmıştı heyecanla. O anda kendisi de bir levent olmuş, kadırgadan kadırgaya atlayarak yalın kılıç düşmanla vuruşuyordu. Dedesi o günleri şöyle anlatmıştı:

-Denizde bir karaltı yürüyordu. Adeta bir dev denize girmiş, tüm haşmetiyle düşmanın üzerine yürüyordu. Kadırgalar, yelkenlerini fora etmiş ufuktaki düşman kadırgalarına doğru hızla gitmekteydi. O arada sırma işlemeli yelkenleri olan gemide yine sırmalar içinde duran Kaptan-ı Derya'nın gür ve erkek sesi doldurdu semayı:

-Bugün zafer günüdür. Vatanına göz dikenlerin başını (v)urmak Müslüman hakkıdır. Tiz davranasınız yiğitler.

Yelkenler toplandı. Kılıç sesleri sağır semayı çınlatmaya başladı. Toplar hazırlandı ve kadırgalar yan dönerek atış pozisyonu aldı. Hıristiyan kadırgalarından "Allah Allah" sesleri geliyordu. Kadırgalarda kürek çekenler Müslüman kölelerdi, bizimkileri de Hıristiyan köleler çekiyordu. Her iki köle gurubu da bir an önce gemileri birbirine yetiştirmek için çabalıyordu. Müslüman veya Hıristiyan köleler özgürlüğe kürek çekiyorlardı. Yenen taraf kendilerininki olduğu takdirde özgürlük onlarındı. Küreklere var güçleriyle asılıyorlardı bunun için.

İki ezeli ve edebi düşman türlü hesaplarla birbirine saldırdı. Önce toplar patladı. Güçlü Osmanlı donanması toplarını düşmanının üzerine ejderha gibi salmıştı. Kısa sürede düşman kadırgaları yanmaya başladı. Özgürlük için çekilen "Allah Allah" nidaları bu sefer zincirlerden kurtuluş ve çekilen acılar için duyuluyordu. Yeniçeriler kırmızı elbiseleriyle kadırgalara hopladılar ve kılıçlar güneşin altında göz alıcı bir kıvraklıkla dönmeye başladı. Kırmızı elbiseleriyle ateşten çıkmış şeytanları hatırlatan yeniçeriler tüm güçlerini düşmanın üzerinde deniyorlardı. Güzel bir galibiyet alınmıştı. Düşman ağır kayıplar vermiş, "Allah Allah" nidaları zincirlerinde kurtulan kölelerle beraber çekilmiş ve ganimetler kadırgalara yüklenerek Şehr-i İstanbul'a doğru yola çıkılmıştı."

Bu hikâyeyi dinlerken dedesine sormuştu küçücük yüreğiyle:
-Deniz nasıl bir yerdir dede?

Dedesi yılların izlerini taşıyan damarlı elleriyle yüzünü okşamıştı. Sonra da demişti ki:

-Âlemleri Yaradan'ın hikmetinin en güzel göründüğü, bin bir canlının yaşadığı ve insanoğlunun aklıyla egemen olduğu büyük bir sudur.

Kafasında oluşan hülyayı o an anlamlandıramamıştı. Ama ilerde deniz sandığı yerler görecekti çocuk.

**********
O yaz, çorak geçmiş, tarlalar da istenen hasatı önceki yıllarda olduğu gibi yine vermemişti. Babasının İstanbul'da yaşayan amcaoğlu uzun zamandır onları çağırıyordu. Artık gitmekten başka çare göremeyen baba, evini barkını toparlayıp hazan başında terk-i diyar etmişti yanına ailesini de alarak. Uzun ve zor yollardan geçilerek ulaşılan Kaptan- Derya'nın şehri İstanbul, onlara kollarını ülkenin çoğuna yaptığı gibi rahmetle açmıştı; ama onlar bilmiyorlardı ki o kollar arasına girenler bazen kollar tarafından sıkılmaktadır. Önce amcaoğlunun yanına yerleştirmişti babası onları. Bir süre orada kalmış ve sonra da kendi evlerine taşınmışlardı. Evleri büyük bir inşaat alanının yanında kurulu olan gecekondulardaydı. Babası kısa sürede orayı yapmış, su ve elektrik bağlanmadan da taşımıştı evini. Baktığında köydeki yaşamlarının daha da güzel olduğunu düşünmeye başlamıştı çocuk. Dedesini orada bırakıp gelmişler, bir karanlığın içine onu atmışlardı. Akşamları evin önüne çıkıp bir ışık demetine karşı oturuyorlardı annesinin yakınmalarını babasıyla paylaşarak. Bu arada birbirlerine bakarak gülüyorlardı; ancak annesi onların ne yaptığının farkında bile olmadan sürekli bir şeylerden şikâyet edip duruyordu. Büyük bir iştahla sözcüklerini tüketiyor, anlaşılıp anlaşılmadığına hiç dikkat etmiyordu. Sisler içinde bir yere doğru babası parmağını uzattı ve:

-İşte orası denizdir, dedi.

Çocuk büyük bir heyecanla kalkıp ileriye doğru baktı. Elini gözlerine siper ederek gözlerini uzaklara dikti. Hem uzak görünüyor hem de çok yakınmış gibi duruyordu deniz. Babasından daha önce onu denize götürmesini istemiş; ama babası bahanelerle onu hep avutmuştu. Dedesi ona orada balık tutulduğunu, yıkanıldığını anlatmıştı ve o an içinde denize girme tutkusu oluştu birden.

Zaman tüm kıyıcılığı ile ilerliyor, saatlerin cellâdı olmaktan keyif alırcasına dakikaların sırtında geleceğe uzanıyordu. Geride ise ya toz kaplı geçmişler ya da hayal kırıklıkları bırakıyordu. Tıpkı babasında bıraktığı gibi. Çocuk babasının bu üzüntüsünü görüyor ama küçük bedeninin ona yardım edemeyeceğini de biliyordu. Annesi ile tartışıyorlar, bu zamanlarda da babası onu dışarıya gönderiyordu. Dışarı çıkıyordu; ama yine de babasıyla annesinin tartışmalarını bir süre dinliyordu yıkık duvarın kenarında. İşte bu zamanlarda bu yıkık duvarı babasına benzetiyordu. Evlerini koruyan bu duvar ile korumaya çalışan babası arasında büyük benzerlikler buluyordu.

Bu akşamlardan birinde, elleri cebinde çobanlık zamanlarında kalma bir ıslıkla aşağı doğru yürüyordu. Evlerinin yanındaki inşaat alanına doğru gittiğinde sisle kaplı büyük bir su gördü. Gözlerine inanamıyor ve heyecanla çarpan kalbine engel olamıyordu. Demek bu inşaat deniz kenarında yapılıyormuş, diye düşündü. Dedesinin yıllarca anlattığı ve hayallerini süsleyen yer işte ordaydı. Evlerine madem bu kadar yakındı da babası onu neden getirmemişti?

Önce biraz çevresinde dolaştı. Heyecanı yavaş yavaş sönmeye başladı. Dedesinin anlatımıyla hayallerinde oluşturduğu deniz daha güzeldi gördüğünün yanında. Yavaşça soyunup girmeye karar verdi. Suya yaklaştıkça sudan, tarihi öykülerde dedesinin anlattığı yeniçerilerin sanki el atıp onu çekecekleri hissine kapılıyordu. Karanlığın koynunda babasının yakarışlarını duyuyor ve diğer taraftan da heyecanını dizginleyemiyordu. Babası sıkı sıkı tembih etmişti onu: "Sakın çevrede kötü yerlere gitme."

Çocuk, suya önce ayağını usulca soktu ve adım adım ilerlemeye başladı. Gecenin karanlığına karışan çığlıklar sadece inşaatta bekçilik yapan emekli kâtip duymuştu; ama o da fazla umursamamıştı. Her gece böyle yüzlŞerce çığlık yükselirdi bu gecekondulardan. Kimisi acıdan kimisi açlıktan kimisi de bilmem ne sebepten...

Özgür BÜTÜNER
Mart 2008